DERSLER / Alfabetik Derlemeler ve Dersler

TÜRK MİLLETİNİN ALEYHİNDEKİ DIŞ TEHLİKELER NELERDİR?

Üstad Bediüzzaman Hazretleri en önemli iki meseleyi nazara verir. Birisi, dinsizliğin yaygınlaşması ve bunun neticesinde manen anarşist olmuş bir neslin ortaya çıkmasıdır. Diğeri de dış dünyada, hakiki dost müslüman milletlerin bu memlekete dostane bakmasını sağlamaktır. İşte Risale-i Nur bu iki meselede devreye girer ve girmelidir. Bu iki büyük fayda için gerçek vatansever idareciler Risale-i Nur’a revac vermelidirler. Bu iki mesele Risalelerin birçok yerlerinde vardır. Burada bir tanesini naklediyoruz. Şöyle ki:

«Şimdi bu memleketin, bu vatan ve milletin sa adet-i hayatiye ve ebe diyesi noktasında iki müthiş cereyan var:

Birisi: Şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereya nının1 bu vatanı mâ nevî istilâsına karşı Kur’ân’ın hakikatleri ve imanın nurlarıyla muka bele et mektir. Çünkü o dinsizlik cereyanı mânevî tahri bat nev’inden2 ol duğun dan karşısında bir mânevî mukabele olmalıdır. Hakaik-i Kur’âniyenin le maâtı olan Risale-i Nur mânevî tâmirci bir atom bombası olarak bu dalâlet cereyanına mu kabele edebilir ve etmiştir.

İkincisi: Bin seneden beri İslâmiyetin kahra man bir or dusu ve bay raktarı olan Türk milletine âlem i İslâmın adâve tini izâle3 etmek, Türkler yine eskisi gibi İslâmiyetin kahra manıdırlar ka naatini verdirmektir. Bu suretle 400 milyon4 hakikî kardeş leri bu millete kazandırmakla saadet-i hayatiye sine en ehemmi yetli bir hizmeti ifa eylemektir ki, Risale-i Nur iman hakikatlerini bu vatanda neş rederek bu azîm faydayı fiilen göster miştir.

“Risale-i Nur’un bir talebesi, evvelce elinde Nur Risaleleriyle ve ora dan çıkardığı mev’izelerle şark hudut böl gesinde Rusların o zamanda o havali deki propagandalarını durdurmuştu. Bu suretle, birtek talebe bir ordu kadar vatana, millete ve âsâyişe hizmet etmiştir. Risale-i Nur’un gaye ve maksadı tamamen uhrevî ve rıza-yı İlâhî daire sinde imana hiz met etmek olduğundan, netice verdiği sair dünyevî iyilik ler dolayısıyla, hayat-ı iç timaiyeye ait bir faidesidir.”» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 196)

«Ben Van’da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: “Türkler İslâmiyete çok hizmet etmiş ler. Sen onlara ne ni yetle bakıyorsun?” dedim.

Dedi: “Ben Müslüman bir Türkü, fâsık bir kar deşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyor lar.”

Bir zaman geçti, (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı mu allimlerden aldığı aksülâ mel5 ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: “Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürdü salih bir Türke tercih ediyorum.”

Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki, Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur.» (Emirdağ Lâhikası-2 sh: 224)

GAYR-İ MÜSLİM VATANDAŞLARIN ASKERLİĞİ

Bu kısımda muhtelif sorular, hatıralar ve hadiseler vardır.

«S – Gayr-ı müslimin askerliği nasıl caiz olur?

C – Dört vecihle:

Evvelâ: Askerlik kavga içindir. Dünkü gün siz o deh şetli ayı ile bo ğuştuğunuz vakit karılar, çinge neler, çocuklar, itler size yardım ettikle rin den size ayıp mı oldu?

Saniyen: Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın, Arap müşriklerin den muâhid ve halifleri6 vardı. Beraber kavgaya giderlerdi. Bunlar ise, ehl-i ki tap tır. Orduda toplu olmayıp müteferrik oldukla rından, biz deki ekseri yet ve kuvvet-i hissiyat, ma zarrat-ı mütevehhi meye karşı set çeker.

Salisen: Düvel-i İslâmiyede velev nadiren olsun gayr-ı müslim, as kerlikte istihdam olunmuştur. Yeniçeri ocağı buna şahittir.» (Münazarat sh: 36)

BİSMARK’IN İBRETLİ TESBİTLERİ

«İstanbul’da, Refet Beyin ve Mustafa Oruç’un yazdık larına göre, çok zaman İslâm or dusunu idare eden ve sonra darülfünuna7 inkılâp eden Harbiye Nezareti ve Bab-ı Seraskerî,8 o mu azzam binanın alnında (Fetih Sûresi, 48:1, 3. ayeti) hatt-ı Kur’ ân ile o mânidar Kur’ân âyeti ya zılmışken, sonra da mermer taşlarla üzeri ka patılıp o nurları giz lemiş lerdi. Şimdi yeniden hatt-ı Kur’âniyeye bir nümune-i müsa ade ve Risale-i Nur’un takip ettiği maksadına bir vesile ve üniver site ileride bir Nur medresesi olmasına bir işaret ol duğu gibi, Denizli Nurcularından Ahmed’lerin meşhur âlim ve akıl ca on do kuzuncu asrın en büyüğü ve iç timaî filo zofların en ilerisi Bismarck’ın eserinden aldık ları bir fıkrada, o yüksek Bismarck, ese rinde diyor ki:

“Kur’ân’ı her cihetle tetkik ettim, her kelimesin de bü yük bir hikmet gördüm. Bunun misli ve be şeriyeti idare ede cek hiçbir eser yoktur ve ge lemez.”

Ve Peygambere hitaben der:

“Yâ Muhammed! Sana muasır9 olamadığımdan çok müteessirim. Beşeriyet senin gibi mümtaz10 bir kudreti bir defa görmüş, bâdema göre me yecektir. Binaenaleyh, se nin huzurunda kemal-i hürmetle eğilirim.”

Bismarck»

(Emirdağ Lâhikası-1 sh: 268)

İSLÂM CEBREN YAYILMADI

İslâm orduları Suriye’yi fethettikleri, yahut mu zaffer bayrakla rını Afrika’ya diktikleri, yahut Ka radenize vardıkları zaman, Kur’ân hep be raber lerinde idi. Bundan dolayıdır ki Müslümanlar fet hettik leri memle ketlerde mezalim irtikâp etme mişler ve bir millete Müslümanlığı kabul ettirmek için onu kılıçtan geçirmemişlerdir.”

Bolinson»

(Nur Çeşmesi)

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ CEPHEDE

«Eski Harb-i umumîde Pasinler Cephe sinde şehid merhum Molla Habib’le beraber Rusya’ya hücum niyetiyle gidiyorduk. Onların topçuları bir iki dakika fasılayla bize üç top güllesi atıyordu. Üç gülle tam başımızın iki metre üstün den geçip, arkada dere içine saklanan askerimiz görün me dik leri halde geri kaçtılar. Tecrübe için dedim:

“Molla Habib, ne dersin, ben bu gâvurun gülle sine gizlenmeyece ğim.”

O da dedi: “Ben de senin arkandan çekilmeye ceğim.”

İkinci top güllesi pek yakınımızda düştü. Hıfz-ı İlâhî bizi muhafaza ettiğine kanaatle Molla Ha bib’e dedim:

“Haydi ileri! Gâvurun top güllesi bizi öldü remez. Geri çekilmeye te nezzül etmeyeceğiz” de dim.

Hem Bitlis muhasarasında ve avcı hattında Ru sun üç güllesi öldü re cek yerime isabet etti. Biri de şalvarımı delip, iki ayağımın arasından geçip o tehlikeli vaziyette sipere oturmaya tenezzül et memek bir hâlet-i ruhiye taşıdığımdan, arkadan kumandan Kel Ali, Vali Memduh Bey işit tiler, “Aman çekilsin veya sipere otursun” dedikleri halde, “Bu gâvurun gülle leri bizi öldürmeyecek” dediğim...» (Emirdağ Lâhikası-2 sh: 13)

İTTİHAD TERAKKİ PARTİSİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN BİR TESBİTİ

«Eski Said’in İttihad-ı Terakki Komitesine11 şiddet-i muhalefetiyle be raber, onların hükûmetine ve bilhassa or duya karşı tarafgirâne yüksek takdiratı ve iltizamları ise, bir hiss-i kablelvukuyla, yağı içinde bulunan o cemaat-i as keriyede ve o cemi yet-i milliyede bir milyona yakın ve evliya merte besinde olan şühedayı altı yedi sene sonra teza hür ede ceğini his set miş, ihtiyarsız olarak, meşre bine muha lif, onlara dört sene ta rafgir bu lunmuş. Sabık Harb-i Umumî çalkalamasıyla o mübarek yağı alındı, yağı alınmış bir ayrana döndü. Yeni Said dahi Eski Said’e muhale fet edip yine müca hedesine döndü.» (Kastamonu Lâhikası sh: 79)

DECCALLER ASKER KUVVETİNDEN İSTİFADE ETMEK İSTERLER

Âhirzamanda ortaya çıkacağı kesin olarak haber veri len Deccal, Mehdi ve Hazret-i İsa (A.S.) gibi zatların asker kuvvetine de dayanacağını bildiren bahisler:

«Rivayette var ki: İsa Aleyhisselâm Deccalı öl dürdüğü münasebe tiyle, “Deccalın fevkalâade yük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbe ten çok küçük bulundu ğunu”12 gösterir.

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ Bunun bir tevili şu olmak ge rektir ki: İsa Aleyhisselâmı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhâniye-i mü cahidînin ke miyeti, Deccalın mektepçe ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olma sına işaret ve kina yedir.» (Şualar sh: 588)

«Rivayetlerde, her iki Deccalın13 harikulâde icraat larından ve pek fev kalâde iktidarlarından ve hey betlerinden bahsedilmiş. Hattâ bedbaht bir kısım insanlar, onlara bir nevi ulûhiyet14 isnad eder diye haber verilmiş. Bunun sebebi nedir?

Elcevap:وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ İcraatları büyük ve hâri kulâde ol ması ise: Ekser tahribat ve hevesata sev kiyat olduğundan, kolayca harikulâde öyle işler ya parlar ki, bir rivayette, “Bir günleri bir senedir.” Yani, bir senede yap tıkları işleri üç yüz senede ya pılmaz denilmiş. Ve iktidarları pek fevka lâde gö rülmesi ise, dört cihet ve sebebi var:

Birincisi: İstidrac15 eseri olarak, müstebidâne olan koca hükûmetle rinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat ve iyi likler haksız olarak onlara isnad edilmesiyle, bin ler adam kadar bir iktidar onların şahıslarında te vehhüm edilmeye sebep olur. Halbuki, hakika ten ve kaideten, bir cemaatin ha reketiyle vücuda ge len müs bet mehâsin ve şeref ve ganimet16 o cema ate taksim edilir ve efradına verilir. Ve seyyiat ve tahribat ve zayiat ise, reisi nin tedbirsizliğine ve kusurlarına verilir. Meselâ, bir tabur bir kaleyi fet hetse, ganimet ve şeref süngülerine aittir. Ve menfî tedbir lerle zayiatlar olsa, kumandanlarına aittir.

İşte hak ve hakikatin bu düstur-u esasiyesine17 bü tün bütün muhalif olarak müsbet terakkiyat ve hasenat o müthiş başlara ve menfî icraat ve sey yiat bîçare milletlerine verilmesiyle, nefret-i âm meye lâyık olan o şa hıslar, istid rac18 cihetiyle, ehl-i gaflet tarafından bir muhabbet-i umumi yeye19 mazhar olurlar.

İkinci cihet ve sebep: Her iki Deccal, âzamî bir istib dat ve âzamî bir zulüm ve âzamî bir şiddet ve dehşetle hare ket ettiklerinden, âzamî bir ik tidar görünür. Evet, öyle acib bir istibdad ki,20 kanunlar perdesinde herke sin vicdanına ve mukaddesa tına, hattâ elbi sesine müdahale ederler.21 (Zanne derim, asr-ı âhirde İslâm ve Türk hürriyet perver leri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli is tibdadı hissederek oklar atıp hü cum etmişler. Fa kat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hatâ bir cep hede hücum göstermiş ler.) Hem öyle bir zulüm ve ce bir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harap ve yü zer mâsumları tecziye ve tehcir ile perişan eder.

Üçüncü cihet ve sebep: Her iki Deccal, Yahu dinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir in tikam besleyen gizli komitesinin mu avenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki dehşetli bir di ğer ko mitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komitelerini aldatıp müzaheretle rini22 kazandıklarından, dehşetli bir iktidar zannedilir. Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla23 anlaşılıyor ki, İslâm devletinin ba şına geçecek olan Süfyanî Deccal ise, ga yet muktedir ve dahi ve faal ve gös terişi istemeyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehem miyet vermeyen bir sadrâzam24 ve gayet cesur ve iktidarlı ve metin ve cevval ve şöhretperest liğe tenezzül etmeyen bir serasker25 bulur, onları teshir26 eder. Onların fevkalâde ve dâhi yâne icraat larını, riyasızlıkla rından istifade ile kendi şahsına isnat ve o vasıtayla koca or dunun ve hükûmetin teced düt ve inkılâp ve harb-i umumî inkılâbından ge len şiddet-i ihtiyacın sev kiyle işledikleri te rakki ya tı27 şahsına isnad ettirerek şahsında pek acibb ve ha rika bir iktidar bu lunduğunu meddahlar28 tarafın dan işâa29 ettirir.

Dördüncü cihet ve sebep: Büyük Deccalın, is pri tizma30 nevinden tes hir31 edici hassaları bulunur. İslâm Deccalının dahi, bir gözünde teshir edici manye tizma32 bulunur. Hattâ, rivayetlerde “Decca lın bir gözü kör dür”33 diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccalın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbe ten kör hükmünde oldu ğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâ fir-i mutlak bulunduğundan, yalnız münhasıran bu dün yayı görecek bir tek gözü var ve âkıbeti ve âhireti gö rebilecek gözleri olmamasına işaret eder.

Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gör düm. Yalnız birtek gö zünde teshirci bir manye tizma34 gözümle müşahede ettim ve onu bütün bü tün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çı kan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avâm-ı nâs35 hakikat-ı hali bilmedik le rinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler.

Hem şanlı ve kahraman bir millet, mağlûbiyeti hengâ mında, böyle istidraclı36 ve şanlı ve talihli37 ve mu vaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulun duğundan, gizli ve dehşetli olan mâhiyetine38 bak mayarak, kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kah raman ve mü cahid ordunun ve dindar milletin ru hundaki nur-u iman ve Kur’ân ışığıyla hakikat-ı hali göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahri batını tamire çalışacağı39 ri vayetlerden anlaşılır.» (Şualar sh: 593)

 

5.sayfa için tıklayınız

1 2 3 4 5

 

1 Komünistliğin.

2 Yıkımın manevi çeşidinden.

3 İslâm dünyasının Türk milletine düşmanlığını kaldırmak.

4 Şimdi bir buçuk milyar.

5 Türkçülüğe karşı, Kürtçülük yapmak.

6 Anlaşma yaptığı ve yeminleşerek sözleştikleri.

7 Şimdiki İstanbul Üniversitesi.

8 Askerlik işleri bakanlığı ve Genel Kurmay binası.

9 Aynı asırda yaşayamadığım için.

10 Herkesten farklı.

11 İkinci meşrutiyetten sonra ülkeye hâkim olan parti.

12 İbn-i Kesîr, Nihâyetü'l-Bidâye ve'n-Nihâye, 1:103-4; Alâuddin el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, 14:330; Süyûti, ed-Dürrü'l-Mensûr, 5:355; Süyûti, el-Hâvî Li'l-Fetâvâ, 2:588; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:244

13 Birisi İslâm dünyasında, birisi insanlık dünyasında faaliyet gösteren din yıkıcıları ve onlardan sonra devam ettirilen sistemleri.

14 Bir çeşet ilahlık.

15 Bir kimsenin hakkı olmadığı halde mühim makamlara gelmesi.

16 Harb neticesi hasıl olan maddi manevi kazançlar.

17 Hakkın ve gerçeğin değişmez prensibine.

18 Haketmeden elde edilen makamlar.

19 Gerçeği bilmeyen gafil umumun sevgisine.

20 Eşi görülmemiş bir baskıcı yönetim.

21 Kılık kıyafet yönetmenliği adıyla tesettürün yasaklanması.

22 Arkadan yardımda bulunmak.

23 Bazı emarelerin belirmesiyle olacak şeyleri çıkarmak.

24 Şimdiki Başbakanlığa mukabil gelen makam.

25 Şimdiki Genel Kurmay Başkanlığına mukabil gelen makam.

26 Emri altına alır.

27 İslâma ters olmayan değişiklikler.

28 Dalkavukluk yapan yazarlar, kimseler.

29 Etrafa yaymak.

30 Ölülerin ruhlarıyla haberleşme yapıldığına inananlar.

31 Sihirleyici, aldatıcı.

32 Deccalin başkaları üzerinde etki yapıcı tesirleri.

33 Buhari, Fiten: 26, Enbiya: 77; Müslim, Fiten: 100, 109; Ebû Dâvud, Melâhim: 14, Sünnet: 25; Tirmizi, Fiten: 56, 62; İbni Mâce, Fiten: 33; Muvetta, Sıfatü'n-Nebî: 2; Müsned, 1:176, 182, 240, 311, 2:22, 27, 37, 39, 122, 124,127, 131, 144, 154, 149, 3:79, 103, 115, 173, 233, 333, 4:139-140, 5:13, 383, 397.

34 İnsanları aldatıcı çekicilik.

35 İşin hakikatını araştırmayan geniş halk tabakası.

36 Batıl istekleri verilen.

37 Şartlar onun lehinde.

38 İçyüzüne.

39 Din sahasında yapılan yıkımları tekrar canlandıracak.

Bu dersi indirmek için tıklayınız.

Yukarı Çık