ORDU VE ASKER
3. KUMANDANLARIN BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİ HÜRMETLE TAKDİRİ
4. 31 MART’TA ASKERLERE NASİHATLER
5. ASKERLİKTE İTAATİN EHEMMİYETİ
6. İÇ KARIŞIKLIKTA YABANCI MÜDAHALE TEHLİKESİ
7. ASKERLER, AHRARLAR VE NUR TALEBELERİ
8. ASKERLERİN MEŞRUTİYETE KATKILARI
10. İSLÂM CUMHURİYETLER BİRLİĞİ MÜJDESİ
12. BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNDEN İNÖNÜ’YE BİR MEKTUB
13. TÜRK MİLLETİNİN ALEYHİNDEKİ DIŞ TEHLİKELER NELERDİR?
14. GAYR-İ MÜSLİM VATANDAŞLARIN ASKERLİĞİ
15. BİSMARK’IN İBRETLİ TESBİTLERİ
17. BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ CEPHEDE
18. İTTİHAD TERAKKİ PARTİSİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN BİR TESBİTİ
19. DECCALLER ASKER KUVVETİNDEN İSTİFADE ETMEK İSTERLER
20. KAHRAMAN ORDU DİZGİNİNİ ONUN ELİNDEN KURTARACAK!
21. SİYASİ MADDİ MÜCADELE YASAĞI
22. AFYON MAHKEMESİ MÜDAFAASINDAN
23. DENİZLİ MAHKEME MÜDAFAASINDAN
24. RAHMET-İ İLAHİYEDEN ÜMİT KESİLMEZ
25. MEBUS SALİH YEŞİL’İN MEKTUBU
Risale-i Nur eserlerinde, pek çok ehemmiyetli meselelerde olduğu gibi, asker kuvveti ve ordu üzerinde de ehemmiyetle durulmuştur.
Milletin kurduğu ve sahibi olduğu, devlet bünyesinde yerini alan ordunun, muayyen selahiyet ve vazife hududları vardır.
Bu hudutlar dairesinde vazife şuuruna sahip olan ordunun, dahilde (asayişi te’min), harice karşı (muhafaza-yı hudud) şeklinde ifade edilen iki temel vazifesi İslâm milletinin istiklâliyeti ve bekası cihetinde çok büyük ehemmiyet taşır.
Buna göre ordu, devlet bünyesi içinde belirlenen vazifelerinde hassasiyetinin zayıflatılması veya vazife hudutlarını aşması gibi durumlar milli beka ve istiklâliyetin zararına neticeler doğurur.
Evet, hak kanunlarına itaat, millî beraberliğe ve dolayısıyla millî kuvvetin tahakkukuna sebeptir.
Bediüzzaman Hazretleri bu hakikatı: «Askerlik ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Çarkların biri intizam ve itaatte serkeşlik etmekle, bütün fabrika hercümerc olur.
Sizin o muntazam ve kuvvetli fabrika-i askeriyeniz, otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon nüfus-u İslâmiyenin1 nokta-i istinadı ve mâden-i istimdadıdır.» (Hutbe-i Şamiye sh: 105) şeklinde nazara verir.
İşte bu derlemede milletin en büyük maddî ve müsellah kuvveti olan mücessem ve muhteşem ordunun vazife şuuru ve istikameti gibi hususlarına bakan bazı kısımları, Risale-i Nurdan tesbit ederek fikir sahasına arzetmeyi dinî ve millî bir vazife telakki ettik.
Takdim yazısında da belirtildiği gibi Bediüzzaman Hazretleri ordu mensuplarının Risale-i Nurdan istifade ile gayret-i vataniye ve hamiyet-i milliyeye sahib olmalarına ve istikametli ve cesur yetişmelerine ehemmiyet verir. Ezcümle:
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Barla’da (1926-1934) telif ettiği Risale-i Nur Külliyatındaki hakikatlara hem muhatap hem de talebe olan, o zaman yüzbaşı rütbesiyle Eğirdir Dağ Komando birliğinde vazife yapan merhum Albay Hulusi Ağabeye hitaben şu mektubu yazmıştır:
«İşte, seni gurursuz bildiğim için bu sırrı sana açıyorum. Şöyle ki:
Ben Sözleri yazarken ihtiyarsız2 olarak ekser temsilâtı, şuûnât-ı askeriye nev’inde zuhur ediyordu. Ben hayret ediyordum, neden böyle yazıyorum? Sebebini bulamıyordum. Sonra hatırıma geldi ki, belki istikbalde şu Sözler’i hakkıyla anlayacak, kabul edip hırz-ı cân edecek en mühim talebeleri askerîden yetişecek. Onun için böyle yazmaya mecbur oluyorum, düşünüp o kahraman askerleri bekliyordum.
İşte mağrur olma, şükret; sen o askerlerden bahtiyar birisisin ki, evvel yetiştin. Yirmi dört adet Sözleri meşâgil-i dünyeviye içinde yazmaklığın, benim bu hüsn-ü zannımı teyid etti.» (Barla Lâhikası sh: 248)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Kastamonu’da ikamete mecbur edildiği (1936-1943) yıllarda yazmış olduğu bu mektupta Risale-i Nurların ehil ellere geçmekte olduğunu memnuniyetle müşahede ettiğini bildiren ve bilhassa askerler içinden okuyup istifade edenleri nazara veren mektubun bir kısmında diyor ki:
«Aziz, sıddık kardeşlerim,
…
Ankara’da, dünyaca yüksek makamlarda, askeriye heyetinde, kemâl-i iştiyak ve takdirle Risale-i Nur’u yazıp okutturuyorlar. Başta Miralay Mehmed Yümnü olarak, mühim askerî paşaları, “Risale-i Nur iman kurtarıcıdır” diye takdirkârâne tam teslimiyetle okuyup istifade ediyorlar.» (Kastamonu Lâhikası sh: 235)
Yine asker bir talebesi hakkında şu iltifatkâr sözleri söyler:
«Cenab-ı Hak, Galip Bey gibi çok fedakârları İslâm ordusunda yetiştirsin. Bu zat, garpta, aynı şarkta Hulûsi Bey gibi imana hizmet ediyor.» (Emirdağ Lâhikası-1 sh: 241)
Bediüzzaman Hazretleri Risalelerden istifade ederek istikamet kazanan asker talebelerinin bazı mektuplarını nazara vererek asker meslekdaşlarının ibret almalarını ister. Şöyle ki:
«Binbaşı merhum Âsım Beyin fıkrasıdır.
Envâr-ı Kur’âniye mizan ve burhanlarından ve kıymeti takdir edilemeyen Sözler namındaki risale-i şerifeler fakiri ihyâ ediyor, kalbimi nurlandırıyor. (haze min fazli rabbî) Çoktan beri aramakta iken, lehü’lhamd, Cenab-ı Hak Sözler’i bu fakire ihsan buyurdu. Kalb ve gönlüme âciz kalemim ve kalim tercüman olamıyor.» (Barla Lâhikası sh: 65)
Risale-i Nurdan aldığı fazilet dersi ile askerî şerefini koruyan bir talebesinin istikametini anlatan Bediüzzaman Hazretleri diyor:
«Binbaşı Merhum Asım Bey isticvab edildi. Eğer doğru dese, Üstadına zarar gelir ve eğer yalan dese, kırk senelik namuskârane ve müstakimane askerliğinin haysiyetine çok ağır gelir diye düşünüp, “Ya Rab, hayatımı al” demiş; duası kabul olup o dakikada teslim-i ruh eyledi, istikamet şehidi oldu. Ve dünyada hiçbir kanunun hatâ diyemeyeceği bir muavenet-i hayriyeye ve bir tasdike hatâ tevehhüm edenlerin çirkin hatâlarına kurban oldu.
Evet, Risale-i Nur’dan tam ders alan, bir su içer gibi, kolayca terhis tezkeresi telâkki ettiği ecel şerbetini içer.» (Tarihçe-i Hayat sh: 222)
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 |
Bu dersi indirmek için tıklayınız.