RE’FET AĞABEYİN HAZRET-İ ÜSTADLA HATIRALARINDAN
Üstadımızın pek yüksek tevazuuna dair bir hatıramdır:
Üstadımız Isparta’da ikamet buyurduğu esnada Ada Kahvesi denilen bir mahalledeki bağlar içinde iki katlı bir evde bulunuyorlardı. Üstadımız üst katta Hüsrev kardeşimle, bu aciz talebesi de alt katta oturup, Üstadımızın telif ettiği risaleleri kendi odamızda tebyiz ile meşgul iken, birden kapı açıldı, baktım ki sevgili Üstadımız elinde bir tepsi ve üzerinde iki bardak çay olduğu halde bize doğru ilerledi. Bu vaziyet karşısında biz şaşırdık. Ben hemen fırladım elinden almak istedim. Kendisi yok yok ben size hizmet etmeye mecburum dedi... Ve masamızın üzerine bıraktı ve yazılarımızı tetkik ettikten sonra odasına çıktı. Bize yüksek bir tevazu dersi verdi.
Tevazuuna dair ikinci bir hatıra:
Üstadımız Barla’da ikamet buyurduğu esnada tenekeci küçük Mehmed Efendi ile birde oğlum Bedrettin olduğu halde Isparta’dan İslâmköy’üne vasıta ile İslâmköy’ünden Barla’ya kadar yaya olarak gitmiştik. Üstadımızı ziyaret ettik bizimle konuşuyordu. Bir münasebetle yaya geldiğimizi söyledim ve derhal şu sözleri söyledi: “Mademki bu kardaşlarım benim için yoruldular, bende alâküllihâl sizi Karaca Ahmet Sultan’a kadar teşyi etmek mecburiyetindeyim.” Dedi. (Karaca Ahmet Sultan, Barla ile Eğridir arasında yarı yola yakındır.) Çok rica ederek bu fikrinden vaz geçirdik, yoksa bizi oraya kadar teşyi edecekti.
Talebelerinden
Re’fet
Üstadımızın manevî rütbesi hakkında kendi lisaniyle söylediği bir hatıradır:
Isparta’nın Barla nahiyesinde bulunduğu bir zamanda bir arkadaşla ziyarete gitmiştim. Bir müddet görüştükten sonra Üstadımıza şu suali sordum: Efendim Risale-i Nur’un bir nüshasında Nakşi Üstadım İmam-ı Rabbani ve Kadiri Üstadım Şeyh Abdulkadir-i Geylâni diyorsunuz. Diğer bir nüshasında Üstadım Kur’an’dır. Ondan başka Üstadım yoktur buyuruyorsunuz. Hangisinin doğru olduğunu öğrenmek istiyorum dedim ve şu cevabı aldım:
“İmam-ı Rabbani ile Şeyh Abdulkadir-i Geylâni eski Said’i yeni Saide çeviren Üstadlardır. Bugün Kur’an-ı Hakim’in huzurunda ders arkadaşlarımdır.” dedi ve mes’eleyi tamamen anladım. Üstadımızın bu büyük makamının elini öperek yanından ayrıldım.
Talebesi Re’fet
5 Mayıs 1963
Üstadımızın Risale-i Nur Külliyatını sırf ilham-ı İlâhî ile yazdığına dair bir fıkradır:
Isparta’da bir gün Üstadın yanına gittiğimde eski kadılardan Zeynel Efendi Merhumu yanında buldum. Ben gelmeden evvel kadı merhum Kader ve Cüz-i İhtiyari hakkında sual sormuş, Üstadımızda izah etmişti. Ben içeri girer girmez, izahat tamam olmuş. İzahatın tamam olmuş olduğundan Üstadımız bana dönerek: “Bir saat evvel gelmiş olsaydın verdiğim izahatı kaleme alırdın ve Yirmi Altıncı Söze bir Zeyil olurdu.” buyurdular ve bir daha da bir şey yazdırmadılar. Bundan da anlaşılıyor ki, Üstadımızın te’lifatı ilham-ı İlâhî neticesidir.
Bu dersi indirmek için tıklayınız.